
Kurumlar Vergisi uygulamalarında önemli bir yer tutan binek otomobil gider kısıtlamaları, ticari faaliyetlerin doğası gereği farklılaşan durumlar karşısında çeşitli yorumlamalara konu olmaktadır. Bu bağlamda, Isparta Defterdarlığı tarafından yayımlanan 01.10.2025 tarihli özelge, özellikle hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmeler için emsal teşkil edecek nitelikte önemli tespitler içermektedir.
Özelgeye Konu Olan Durum:
Bir motorlu kara taşıtları bakım ve onarım servisi, garanti kapsamındaki hizmet sürecinde müşteri memnuniyetini temin etmek amacıyla, envanterindeki araçların yetersiz kaldığı durumlarda dışarıdan binek otomobil kiralamakta ve bu araçları “ikame araç” olarak müşterilerinin kullanımına sunmaktadır.
Temel Soru:
İşletmenin ticari faaliyetinin bir parçası olarak ve müşteri mağduriyetini önleme amacıyla gerçekleştirdiği bu kiralama işlemine ait giderler, Gelir Vergisi Kanunu’nun 40. maddesinde belirtilen binek otomobil gider kısıtlamalarına tabi midir, yoksa faaliyetin ayrılmaz bir unsuru olarak değerlendirilip tamamı gider yazılabilecek midir?
Gelir İdaresi Başkanlığı’nın Değerlendirmesi:
Gelir İdaresi, konuyu “faaliyetin tahsisi” prensibi üzerinden değerlendirmiştir.
Özelgede, işletmenin ana faaliyet konuları arasında “araç kiralama” bulunsa dahi, söz konusu ikame araçların bu faaliyete doğrudan tahsis edilmediği vurgulanmıştır. Araçlar, “bakım ve onarım hizmeti” faaliyetinin bir gereği olarak, dolaylı bir unsur şeklinde kullanılmaktadır.
Bu gerekçeyle, ikame araç temini, bağımsız bir araç kiralama faaliyeti olarak kabul edilmemiş ve genel gider kısıtlaması hükümlerine tabi tutulmuştur.
Sonuç ve Uygulamaya Etkisi:
Özelgeye göre, bahsi geçen işletme; Kiraladığı binek otomobillerin aylık kira bedelinin, ilgili yıl için belirlenen yasal tavanı aşmayan kısmını,
Bu araçlara ilişkin yakıt, bakım, sigorta gibi diğer cari giderlerin ise en fazla %70’ini kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alabilecektir.
Değerlendirme:
Bu özelge, bir giderin ticari faaliyetle olan ilişkisinin yoğunluğundan ziyade, vergi kanunlarındaki “tanım” ve “tahsis” kriterlerinin ne denli belirleyici olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Müşteri memnuniyeti ve hizmetin devamlılığı gibi ticari gerekçeler, gider kısıtlaması istisnalarının uygulanması için tek başına yeterli görülmemektedir.
Bu karar, benzer operasyonel süreçlere sahip tüm işletmelerin gider politikalarını ve muhasebe kayıtlarını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini işaret etmektedir.
Saygılarımızla.
